P.tesi20112017

SON Güncelleme05:00:40 PM GMT

ATATÜRKÇÜLÜK VE TÜRKÇÜLÜK ADINA İSLAM ALERJİSİ OLANLARA

  • PDF

nurullahcetin

Bazı yazılarımda İslam’dan, Türk ve diğer İslam ülkelerinin birlik içerisinde olmasının öneminden bahsediyorum. Bu tür yazılarım karşısında “Atatürkçülüğü” ve “Türkçülüğü” İslam ve İslam ülkeleri düşmanlığı olarak zanneden ve algılayanlar, hemen zıplayıp yorum yazıyorlar. Ben Müslümanım ve Türküm. Atatürk’ü de bütün Türk milliyetçisi yazarları da, samimi ve gerçek Müslüman yazarları da bilirim ve severim. Bunların hatalarını eleyerek doğruları üzerinden günümüz ve geleceğimiz için yol ve yön tayin etmeye çalışırım. Nitekim herkesin hatası olmuştur. Peygamberler dışında her beşer hata yapar. Bize tarihe mal olmuş kişilerin hataları değil, doğruları lazım. Hataları da ibret alınacak tecrübe birikimi olarak görülür. Peşinen söyleyeyim, Atatürk’ü Atatürkçü geçinenlerden daha çok bilirim ve severim. Nihal Atsız’ı da İslam ve ırkçılık konularındaki yanlışlarını eleyerek Atsızcılardan daha çok severim. Yorum yazıcılar, beni Atatürk ve Atsız düşmanı ilan etmesinler. Yazıyı dikkatle okusunlar.

Bu coğrafyada Türk milletinin istiklali, selameti, iyiliği ve güvenliği için, Amerika, Avrupa, Rusya ya da başka bir devlet emperyalizminin defolması için Türk­İslam birliğinin kurulması kaçınılmazdır. Ben böyle yazdığımda İslam düşmanlığı damarı kabaran bazı zavallılar, güya Atatürkçülük ve Türkçülük adına zıplıyorlar. Ne Atatürk’ü biliyorlar ne de Türkçülüğü.

Başbuğumuz Mustafa Kemal Atatürk, İslam karşısında saygılıdır ve İslam ülkeleriyle birlik olma fikrine de taraftardır. Nitekim 8 Temmuz 1937’de Tahran’da Sadabat Sarayında İran, Irak ve Afganistan ile imzaladığı Sadabat Paktı, bir ölçüde kısmen Türk­İslam birliği idi. Nitekim aynı Atatürk, İslam birliği ile ilgili olarak şöyle dedi: “Bütün İslâm âleminin manen olduğu kadar maddeten de birlik içinde ve müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız. Bunun için de bizim kendi hudutlarımız içerisinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da millî hâkimiyete dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler.” (Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920, 4. gizli oturum)

Demek ki Atatürkçü geçinen bazı arkadaşlar, ben Türk­İslam birliği olsun dediğim zaman zıplamayacaklar, önce Atatürk’ü iyi öğrenecekler.

İslam düşmanı bir ırkçı olarak bilinen Hüseyin Nihal Atsız da ilk dönemlerinde İslam, Kur’an, Peygamberimiz, İslam ülkeleri, Araplar hakkında kabul edemeyeceğimiz sözler sarfetmişse de özellikle son dönemlerinde İslam ve İslam ülkeleriyle birlik konusunda daha saygılı ifadeleri ve görüşleri de olmuştur. Nitekim İslam hakkında kendisini tashih etmiş ve doğru bir yaklaşıma gelmiştir. Mesela şöyle der: “Milleti millet yapan unsurlardan biri de din olduğuna göre Türklerin dini üzerinde de durmaya mecburuz. Hiç şüphe yok ki Türklerin dini Müslümanlıktır. Eski dinimiz olan Şamanlıktan da bazı unsurlar alarak bir Türk Müslümanlığı haline gelen bu din, 10 yüzyıldan beri bizim millî dinimiz olmuştur.” (“Türkçülüğün Önemli Meseleleri”, Orkun, 68. sayı, 18 Ocak 1952)

İslam düşmanlığını bir şey zanneden çok az sayıdaki Atsızcı Türkçü arkadaşlara Nihal Atsız’ın Türk­İslam birliğini teklif eden şu cümlelerini hatırlatırım:

“Demek ki durum Türkiye bakımından da kritik olmaya doğru gitmektedir. Şu halde Türklerle Arapların çıkarları bir noktadan sonra birleşmektedir. O halde bunu önlemenin tek çaresi, artık pek işe yaramadığı belli olan askerî ittifaklar değil, bölgedeki Arap devletlerinin Türkiye ile konfederasyon halinde birleşmesidir. Türkiye’nin başkanlığında 25­30 yıl için kurulacak konfederasyona Suriye, Lübnan, Ürdün ve Mısır girmelidir.” (“Arapları Kurtarmak İçin Teklif”, Gözlem, 8 Mayıs 1969)

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile